TCK MD:81 ve TCK MD:87/4
DEĞERLENDİRMESİ
Kasten adam öldürme suçu (TCK m.81) ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama sonucu ölüm meydana gelmesi suçu (TCK m.87/4), uygulamada en sık karşılaştırılan suç tipleri arasında yer almaktadır. Bu durumun temel nedeni, her iki suç tipinde de maddi neticenin “ölüm” olmasıdır. Ancak neticenin aynı olması, bu suçların hukuki niteliklerinin de aynı olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine, bu iki suç tipi arasında hem sistematik hem de cezai sorumluluğun belirlenmesi bakımından son derece önemli farklar bulunmaktadır. Bu farkların başında ise manevi unsur gelmektedir.
Ceza hukukunda failin cezai sorumluluğunun doğabilmesi için yalnızca kanuni tanımda yer alan fiilin gerçekleştirilmiş olması yeterli değildir. Fail ile haksızlık teşkil eden fiil arasında manevi bir bağın bulunması gerekir. Bu bağ, suçun manevi unsurunu oluşturur. Manevi unsur, failin iç dünyasında fiile ve neticeye yönelik iradesini ifade eder ve suçun oluşup oluşmadığının, hangi suç tipinin uygulanacağının ve verilecek cezanın belirlenmesinde belirleyici rol oynar.
Türk Ceza Hukukunda manevi unsur kast ve taksir olarak ikiye ayrılmaktadır. Bunun yanında, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda kast-taksir kombinasyonu söz konusudur. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK m.21). Kastın bilme unsuru, failin fiilin maddi unsurlarını ve neticeyi öngörmesini; isteme unsuru ise neticenin gerçekleşmesine yönelik iradeyi ifade eder. Taksir ise failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu neticenin öngörülmeyerek ya da öngörülmesine rağmen istenmeyerek meydana gelmesidir (TCK m.22). Kural olarak suçlar kasten işlenir; ancak kanunda açıkça düzenlenmiş hâllerde taksirle işlenmeleri mümkündür.
Kasten işlenen suçlar doğrudan kast veya olası kastla işlenebilir. Doğrudan kastta fail, suçun kanuni tanımındaki tüm unsurların gerçekleşmesini amaçlamakta ve neticeyi özellikle istemektedir. Buna karşılık olası kastta fail, hareketinin belli bir neticeyi meydana getirebileceğini öngörmesine rağmen bu neticenin gerçekleşmesini kabullenerek fiili icra etmektedir. Olası kastta netice, fail açısından ikincil nitelikte olup, “olursa olsun” anlayışıyla hareket edilmektedir. Bu hâlde isteme unsuru, netice bakımından zayıflamış ve kabullenme şeklinde ortaya çıkmıştır.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlar ise TCK m.23’te düzenlenmiş olup, kast-taksir kombinasyonuna dayanmaktadır. Buna göre, bir fiilin kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin meydana gelmesine sebebiyet vermesi hâlinde, failin bu ağır veya başka neticeden sorumlu tutulabilmesi için, bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir. Bu suç tiplerinde iki kademeli bir yapı söz konusudur. İlk kademede fail, temel suçu kasten işler; ikinci kademede ise daha ağır veya başka bir netice meydana gelir ve bu netice bakımından failin kusurunun bulunması aranır. Dolayısıyla ağır netice ile fiil arasında nedensellik bağının bulunması yeterli olmayıp, kusur ilkesinin gereği olarak failin bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda da kanunilik ilkesi geçerlidir. Bu nedenle, TCK m.23 genel bir hüküm niteliğinde olmakla birlikte, failin ağır veya başka neticeden sorumlu tutulabilmesi için bu neticenin, kanunda ilgili suç bakımından açıkça neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâl olarak düzenlenmiş olması gerekir. Kasten yaralama suçu TCK m.86’da düzenlenmiş olup, birinci fıkrada suçun temel hâli, ikinci fıkrada daha az cezayı gerektiren hâli, üçüncü fıkrada ise daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri yer almaktadır. Kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesi ise TCK m.87/4’te neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâl olarak düzenlenmiştir.
Ancak kanun koyucu, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmesi hâlini yalnızca TCK m.86/1 ve m.86/3 kapsamındaki yaralamalar bakımından yaptırıma bağlamış, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek yaralama hâllerinde ölüm neticesi meydana gelmiş olsa dahi TCK m.87/4’ün uygulanmasını öngörmemiştir. Bu durumda fail, taksirle öldürme suçundan (TCK m.85) sorumlu tutulmaktadır. Kanun koyucunun bu tercihi, söz konusu fiiller ile ölüm neticesi arasındaki risk ilişkisinin zayıf olduğu kabulüne dayanmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında, TCK m.87/4’te düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunun oluşabilmesi için; failin yaralama kastıyla hareket etmesi, mağdurun TCK m.86/1 veya m.86/3 kapsamında yaralanmış olması, failin fiili ile ölüm neticesi arasında uygun illiyet bağının bulunması ve ölüm neticesi bakımından failin en azından taksirle hareket etmiş olması gerekmektedir.
Kasten öldürme suçu (TCK m.81) ile kasten yaralama sonucu ölüm meydana gelmesi suçu (TCK m.87/4) arasındaki temel ayrım noktası, failin ölüm neticesine yönelik manevi unsurudur. TCK m.81’in uygulanabilmesi için failin ölüm neticesini doğrudan istemesi veya en azından olası kastla kabullenmesi gerekir. Buna karşılık TCK m.87/4’te failin kastı yaralamaya yöneliktir; ölüm neticesi ise failin iradesi dışında, taksirle meydana gelmektedir .Özellikle olası kast ile taksir arasındaki ayrım, uygulamada TCK m.81 ile TCK m.87/4’ün ayrımında kritik öneme sahiptir. Fail, yaralama kastıyla hareket ederken ölüm neticesini öngörmüş ve bu neticenin gerçekleşmesini kabullenmişse kasten öldürme suçu oluşacaktır. Buna karşılık fail, ölüm neticesini öngörmemiş ya da öngörmüş olsa bile bu neticenin gerçekleşmesini istememiş ve kabullenmemişse, yaralama sonucu ölüm meydana gelmiş olsa dahi TCK m.87/4 uygulanacaktır.
Buradaki en önemli husus, failin kastının başlangıçta ve eylem süresince "öldürmeye" mi yoksa "yaralamaya" mı yönelik olduğunun tespitidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüm meydana gelmesi suçunun ayrımında, failin iç dünyasına ilişkin iradenin doğrudan tespit edilemeyeceği kabulünden hareketle, kastın dolaylı olgular üzerinden belirlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. Bu nedenle Ceza Genel Kurulu, failin kastının tespitinde olayın yalnızca meydana gelen neticesine değil, fiilin işleniş biçimine ve olayın tüm özelliklerine birlikte bakılması gerektiğini istikrarlı şekilde vurgulamaktadır.
Bu çerçevede Ceza Genel Kurulu kararlarında, kastın belirlenmesinde başlıca şu kriterler esas alınmaktadır:
-Öncelikle, kullanılan aracın niteliği değerlendirilmelidir. Ateşli silah, bıçak gibi öldürmeye elverişli araçların kullanılması, öldürme kastının varlığına işaret edebilecek önemli bir emare olarak kabul edilmektedir. Ancak Ceza Genel Kurulu’na göre, kullanılan aracın öldürücülüğe elverişli olması tek başına öldürme kastının varlığı için yeterli değildir. Araç, ancak diğer unsurlarla birlikte değerlendirilmek suretiyle anlam kazanmaktadır.
-İkinci olarak, darbelerin sayısı ve şiddeti kastın belirlenmesinde önemli bir ölçüt olarak kabul edilmektedir. Çok sayıda, art arda ve şiddetli darbelerin varlığı, failin mağdur üzerindeki eylemini sürdürme konusundaki kararlılığını ortaya koymakta ve öldürme kastı lehine değerlendirme yapılmasına yol açabilmektedir. Buna karşılık tek darbe ile gerçekleşen fiillerde, olayın diğer koşulları da dikkate alınmak suretiyle kastın daha dikkatli şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
-Üçüncü olarak, darbelerin yöneldiği vücut bölgesi değerlendirilmelidir. Baş, boyun, göğüs ve kalp bölgesi gibi hayati bölgelerin hedef alınması, Ceza Genel Kurulu tarafından öldürme kastının tespitinde önemli bir kriter olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, hayati bölgeye isabet eden her darbenin otomatik olarak öldürme kastını gösterdiği söylenemez; darbenin şiddeti, sayısı ve failin davranışları ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
-Dördüncü kriter, fail ile mağdur arasındaki husumetin niteliği ve geçmiş ilişkileridir. Taraflar arasında önceden var olan ciddi bir husumet, tehdit, intikam saiki ya da süreklilik arz eden bir düşmanlık, öldürme kastının varlığına işaret edebilecek unsurlar arasında yer almaktadır. Buna karşılık aniden gelişen, plansız ve ani öfke ile gerçekleştirilen olaylarda, kastın varlığı daha titiz bir incelemeyi gerektirmektedir.
-Beşinci olarak, olayın gerçekleşme biçimi ve zamanlaması dikkate alınmaktadır. Olayın planlı şekilde mi yoksa ani gelişen bir tartışma sonucunda mı meydana geldiği, failin yanında öldürmeye elverişli bir araçla mı geldiği yoksa olay sırasında mı temin ettiği, Ceza Genel Kurulu tarafından kastın belirlenmesinde önem verilen hususlar arasındadır. Planlılık ve hazırlık, öldürme kastı lehine değerlendirilirken; ani gelişen olaylar yaralama kastı ihtimalini güçlendirebilmektedir.
-Altıncı kriter olarak, failin eylemini sürdürme biçimi öne çıkmaktadır. Failin mağdur etkisiz hâle geldikten sonra eylemine devam etmesi, saldırıyı yoğunlaştırması veya mağdurun kaçmasını engellemesi, öldürme kastının varlığına işaret eden davranışlar olarak kabul edilmektedir. Buna karşılık failin eylemini kendiliğinden sonlandırması veya üçüncü kişilerin müdahalesiyle durdurulması, kastın belirlenmesinde lehe değerlendirilebilecek hususlar arasında yer almaktadır.
-Yedinci olarak, failin olay sonrası davranışları Ceza Genel Kurulu tarafından özellikle vurgulanmaktadır. Failin mağdura yardım etmesi, sağlık kuruluşuna götürmesi veya ölümün gerçekleşmesini engellemeye yönelik çaba göstermesi, öldürme kastının bulunmadığı yönünde güçlü bir emare olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık failin mağduru kaderine terk etmesi, kaçması veya delilleri karartmaya çalışması, öldürme kastının varlığına işaret edebilmektedir.
-Sekizinci kriter, meydana gelen yaralanmanın niteliği ve ağırlığıdır. Ceza Genel Kurulu, yaralanmanın ölümcül nitelikte olmasının tek başına öldürme kastını göstermeyeceğini açıkça ifade etmektedir. Ölüm neticesinin gerçekleşmesi, kastın varlığına değil; failin bu neticeyi öngörüp kabullenip kabullenmediğine göre değerlendirilmelidir.
-Son olarak, Ceza Genel Kurulu, olayın bütününün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Tek bir kriterin varlığı veya yokluğu, kastın belirlenmesi bakımından belirleyici değildir. Kast, ancak tüm somut olay verileri birlikte ele alındığında, failin iç dünyasına dair ulaşılan makul ve kesin bir kanaatle tespit edilebilir.
Genel Sonuç ve Değerlendirme
Kasten öldürme suçu (TCK m.81) ile kasten yaralama sonucu ölüm meydana gelmesi suçu (TCK m.87/4) arasındaki ayrım, Türk Ceza Hukuku bakımından yalnızca suç tiplerinin doğru belirlenmesi açısından değil, kusur ilkesinin korunması ve ceza adaletinin sağlanması bakımından da büyük önem taşımaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihadı incelendiğinde, bu iki suç arasındaki ayrımın esasını failin ölüm neticesine yönelik iradesinin oluşturduğu açıkça görülmektedir. Ceza Genel Kurulu, kastın doğrudan tespit edilemeyeceğini kabul ederek, maddi neticeye değil; fiilin işleniş biçimine, kullanılan araca, darbe sayısı ve yönüne, olay öncesi ve sonrası davranışlara, taraflar arasındaki ilişkiye ve olayın tüm koşullarına birlikte bakılması gerektiğini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.
Uygulamada, özellikle yerel mahkemelerce yapılan en önemli hatanın, maddi netice merkezli bir değerlendirme ile TCK m.81’in uygulanması olduğu söylenebilir. Oysa Ceza Genel Kurulu’nun benimsediği yaklaşım, neticeye değil; failin manevi unsuruna odaklanan, çok kriterli ve bütüncül bir değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu yaklaşım, ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan kusur ilkesinin doğal bir sonucudur. Zira failin kastedemediği veya kabullenmediği bir neticeden, sırf neticenin ağırlığı nedeniyle daha ağır bir suç tipi kapsamında sorumlu tutulması, kusur ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, ölüm neticesinin gerçekleşmiş olması, kasten öldürme suçunun varlığı için tek başına yeterli değildir. Ölüm neticesi, ancak failin bu neticeye yönelik kastı bulunuyorsa TCK m.81 kapsamında değerlendirilmelidir. Bu yaklaşımın göz ardı edilmesi, haksız ve orantısız cezalandırmalara yol açabilmektedir.
Sonuç olarak, TCK m.81 ile TCK m.87/4 arasındaki ayrım yapılırken, failin ölüm neticesini isteyip istemediği ya da en azından bu neticeyi kabullenip kabullenmediği somut olayın tüm özellikleri ışığında titizlikle belirlenmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun istikrarlı içtihadı doğrultusunda yapılacak bu değerlendirme, hem ceza hukukunun temel ilkelerine hem de adil yargılanma hakkının gereklerine uygun düşecektir.
